|
Coğrafi yönden GAP'ın giriş kapısı, sanayisi ve ticari
hacmiyle de GAP kalkınmasında temel teşkil eden Gaziantep,
ekonomik yönden çevresindeki 18 ili etkisi altında tutmaktadır.
Gaziantep,
Anadoludaki insan topluluklarının kültürünü yansıtan
en eski merkezlerden birisi olup tarihi M.Ö. 4000 yıllarına
kadar uzanmaktadır.
Gaziantep;
gezilip görünmeye değer tarihi, turistik ve doğal güzellikleri,
Kurtuluş savaşı ve Antep savunması hatıraları, yaylaları,
ovaları, ören yerleri, leziz yemekleri, eşsiz el sanatları,
camileri, türbeleri, medreseleri, Antep evleri, hanları,
hamamları, kastelleri, kiliseleri, adını verdiği baklavası
ve fıstığı, sanayisi insanlarının kendine has çalışkanlığı
ve sıcaklığı ile geçmişin ve geleceğin bir arada yaşandığı
Gaziler şehridir.
Gaziantep
tarihinin oluşumunda ve niteliğinde yer unsurunun önemi
büyüktür. Bölgenin, ilk uygarlıklarının doğduğu Mezopotamya
ve Akdeniz arasında bulunuşu Güneyden ve Akdenizden
doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu,
uygarlık tarihine ve bugüne yön vermiştir. Bu nedenle
Gaziantep tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına
yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Tarihi İpek
yolunun da buradan geçmiş olması ilin önemini ve canlığını
devamlı olarak korumasını sağlamıştır.
Gaziantep'in tarih devirleri
Kalkolitik, Paleolitik, Neolitik dönemler, tunç çağı,
Hitit, Met, Asur, Pers, İskender, Selefkoslar, Roma
ve Bizans İslam-Arap ve İslam-Türk devirleri olarak
sıralanabilir. Bu dönemlerin izlerini günümüzde de açık
bir şekilde görmek mümkündür.
Ayıntap olarak bilinen eski kent, bugünkü Gaziantep'in
12 km. kuzeybatısında dülük köyü ile Karahüyük köyü
arasındadır. Yapılan arkeolojik araştırmalarda taş,
kalkolitik ve bakır dönemlerine ait kalıntılara rastlanmış
olması yörenin Anadolu'nun ilk yerleşim alanlarından
birisi olduğunu göstermektedir.
Bir süre Babil imparatorluğunun
egemenliği altında kalan Gaziantep M.Ö.1700 yıllarında
Hitit devletinin bir kenti olmuştur. "Dülük"
şehri ise Hititlerin önemli bir dini merkezi olduğundan
ayrı bir önem taşımaktadır.
Gaziantep ve çevresi
M.Ö. 700-546 yılları arasında Asur, Med, ve Pers İmparatorluklarının
yönetimine girmiştir. Büyük İskender'in Pers devletini
yıkmasından sonra Romalılar'ın, M.S. 636 yılına kadar
da Bizanslılar'ın egemenliği altına girmiştir.
Gaziantep, Kahramanmaraş'tan
Haleb'e, Birecik'ten Akdeniz kıyılarına ve Diyarbakır'dan
İskenderun'a giden anayollar üzerinde bulunduğundan,
her dönemin kültür ve ticaret merkezi olma özelliğini
korumuştur.
İslamiyet'in buralardan
Anadolu'ya yayılmış olması ve Hz. Muhammed'in Peygamberlik
mührünü görüp öpen ve Onun vahiy katiplerinden olan
Hz. Ökkeşiye'nin türbesinin Nurdağı ilçesinin Durmuşlar
köyü yakınlarındaki bir tepenin üzerinde bulunması Gaziantep
için bir önem taşımaktadır.
Hz. Ömer zamanında İslamiyet'in Arap yarımadası dışına
yayılması için sürdürülen mücadeleler esnasında, İslam
ordusu, Gaziantep yöresi ile Hatay'ı Bizanslılardan
aldı. Böylece 639 yılında yöre halkı Müslümanlığı kabul
etti. Gazianteb'in ünlü Ömeriye Cami o dönemde fethin
sembolü olarak yapılmıştır.
1071 Malazgirt savaşından sonra
bölgede Selçuklu İmparatorluğuna bağlı bir Türk devleti
kurulmuştur. 1270 yılında Moğolların istilası ile yıkılan
kent daha sonra Dulkadiroğullarının (1389) ve Memlukluların
(1471) eline geçmiştir. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim
tarafından Memluklulara karşı yapılan Mercidabık(Kilis
yakınlarında) meydan savaşından sonra Gaziantep ve yöresi
Osmanlı İmparatorluğunun yönetimine girmiş oldu.
Osmanlılar döneminde çok sayıda cami, medrese, han ve
hamam yapılmış, kent aynı zamanda üretim, ticaret ve
el sanatları yönünden de ilerlemiştir. 1641 ve 1671
yıllarında yöreyi iki kez ziyaret eden Evliya Çelebi
burada 22 mahalle, 8 bin ev, 100 kadar cam medrese,
han, hamam ve üstü kapalı çarşı olduğunu anlatır.
I. Dünya savaşı sonunda, Gaziantep önce İngilizler daha
sonra da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Gaziantep
Savunması, Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde yiğitlik,
kahramanlık ve fedakârlığın ulaşılmaz abidesi olmuştur.
Gaziantep savunması eşsiz kahramanlığı ile hem kendini
hem de Güneydoğu Anadolu'yu düşman işgalinden kurtaran
bir halk hareketi, Milli birliğin ve benliğin bir şahlanışı
olarak tarihteki yerini almıştır. |